26 Eylül 2007 Çarşamba
Kendinden Geç
Ece kayıplarda, Ece beni duyuyorsan ses ver!!!
12 Eylül 2007 Çarşamba
Kendi Dünyasının Efendisi...
Bu siteyi açarken bazı arkadaşlarım, bu işi haddinden fazla büyüttüğümü, abarttığımı, bu sayfayı açmakla aşırıya kaçtığımı söylemişlerdi. Mesele, katıksız inançta. Sağlam temellere oturup oturmaması çok önemli değil şu an, zira bu, çoğu sanatsal üretim gibi, içgüdüsel bir şey. Sezgilerinize güvenmek, onları dünyanın en doğal ve kesin gerçekleriymiş gibi kabullenip inançla benimsemek zorundasınız. Bir cengaverlik, Don Kişot' luğun ta kendisidir bu bir bakıma.
Bu sayfayı açtığımda, ziyaretçisi olup olmayacağından pek emin değildim. Aslında zaten, bu çalışmayı takip etmek isteyecek fakat sık sık görüşmediğim birkaç kişi için açmıştım başta. Beklediğimden daha fazla insan ziyaret ediyor, hatta bazı bazı bir başvuru kaynağı haline bile gelmiş. Mehmene otoritesi oldum internette. :))
2 Eylül 2007 Pazar
Mehmene "Ev Yapımı"...
Albümün piyasaya yönelik olmaması, insanı çok rahatlatan ve özgürleştiren birşey. Bir kere telif ve barkod meseleleri var, şimdilik bunları bertaraf ettik. ( mi? ) Kendimiz için yaptık, bize emeği geçenlerle, ilham verenlerle, sevdiklerimizle paylaşacağız. Olay bundan ibaret.
Bakın tam da şuraya yazıyorum. Yarın öbür gün ( yani biz öldükten sonra ) açık arttırmayla satılır bunlar ha. :))
31 Ağustos 2007 Cuma
İlk Sponsor
Dün annemin kuzeni Dinçer Amca gelmiş Ankara' dan. Annemle bir işler konuştular ettiler, sonra annem için beklenen an geldi ve odamın kapısını çaldı " Mehmene' den bir iki parça dinletebilir miyim Dinçer Amcana? "
Annem çok fena reklam yapıyor. Msn' de kişisel iletisine blogun adresini yazmış, gelen gelene. Yahu diyorum kim bu insanlar Rusya' dan, Amerika' dan, İtalya' dan sayfaya girenler; üstelik öyle arama motorunda arayıp da değil, doğrudan adres yazarak. Annemin tayfası işte hepsi.
Neyse. Dinçer Amca dinlemiş bir iki parça, sonra geldi bana dedi ki, Burçak, bunun hazırlanma aşamasını kaydetmelisin sen. E Dinçer Amca edeyim, benim de başından beri aklımda ama kameram yok, heyhat. Yoksa istemez miyim bir de belgeselini hazırlayalım üçerli beşerli klipler çekelim. E al kızım bir kamera kaç paradır ki dedi, çok para benim için, öğrenciyiz neticede dedim. :)
Öyle olunca "Tamam yahu, ben alıyorum sana kamera!" diye coştu sayın Dinçer Atila, ve böylece Mehmene Projesi' ne yatırım yapan ilk girişimci ünvanını da kazanmış oldu. :))
Teşekkür ediyorum kendisine.
28 Ağustos 2007 Salı
Geçmiş Zaman Olur ki...

24 Ağustos 2007 Cuma
Dinleyin
Önemli olan, evet, en önemli olan, bir kişiyi ve bir anı kurtarabilmek.
"Zalim, beni söyletme, derunumda neler var." diyen şarkı, bir kişinin ruhundaki gizli bir yarayı sağaltabilirse amacımıza ulaşmış sayılırız.
Arzen Sultanı' nın fedakârlığını kutsamak için yazdığım müzik, bir başka kadının kıymeti bilinmemiş bir fedakârlığının hakkını verebilirse ne ala.
Aşk ın "Fer", yani "ışık" olduğuna ikna edebilirsem birilerini, bu başarıdır; ve Şehvet in kaçınılması gereken bir günah değil, gençliğin, tazeliğin, bereketin ve üretkenliğin zevkli olduğu kadar kutsal bir ayini olduğu fikrini verebilirsem birilerine, içim rahat eder.
Bir an ve bir kişi. Sonra bir an ve bir kişi daha. Nasıl ki ben, Ferhad ile Şirin' i izlemiş bir kişiydim. Sonra başka kişileri mutlu etmek üzere yola çıktım. Öyle işte.
23 Ağustos 2007 Perşembe
21 Ağustos 2007 Salı
Mesele
Mesele, üretilen ses ve tartım bütününün nerde kullanıldığı ve nasıl sunulduğu. Onu kullanmayı, aslında " akıl etmiş " olmak. Önemli olan, Bestenigar Makamı' nda bir müzik yazmaktan çok, " Ben Mehmene' nin şehvetini ve Ferhad' a duyduğu arzuyu, Bestenigar Makamı' yla anlatacağım. " demek.
Yoksa, üretilen ezgi üzerinde, bu iyi mi, kötü mü diye düşünmek, bir süre sonra insanı yoruyor. Bir yere de çıkmaz o yol zaten.
18 Ağustos 2007 Cumartesi
Soru - Cevap
Bu projeden bahsettiğim insanların sorduğu bazı "Sık Sorulan Sorular" var. Hepsine topyekun cevap vermek için bu blogdan daha iyi bir yer düşünemiyorum. :) Buyrun burdan başlayın:
Mehmene ne demek?
Mehmene, tam adıyla Mehmene Banu, bir hikaye kahramanıdır. Günümüzde Türkiye' de bilindiği şekliyle, Ferhad ile Şirin efsanesinde, Şirin' in ablası ve hükümdardır. Aşıkların kavuşmasını engellemiş, Şirin' i vermek için Ferhad' ın Demirdağ' ı delmesini şart koşmuştur.
Nazım Hikmet bu karakter için yeni bir hikaye yazmıştır. Onun versiyonunda Mehmene Banu, kardeşinin hayatını kurtarmak için eşsiz güzelliğini feda etmiş, sonra da kardeşinin sevgilisi Ferhad' a aşık olmuştur.
Kelime anlamı için bkz: Mehmene' nin Adı.
Ne şimdi bu? Oyun müziği mi?
Hayır, bu bir oyun müziği değil. Bu, bir oyundaki bir karakter üzerine yazılmış bir müzik, ama yaratım aşamasında oyunu ve karakteri kendi penceremden yorumlamadığımı, Şehir Tiyatroları' nda izlediğim yorumu esas aldığımı belirtmeliyim. Yani bu, artık suyunun suyu dediklerinden. Nizami Gencevi bir hikaye yazıyor, hikaye evrile çevrile zamanımıza geliyor, Nazım Hikmet kendine göre yorumluyor, sonra Şehir Tiyatroları' nda ayrıca yorumlanıyor, ben de o yorumu yorumluyorum. Oldu mu? Bence oldu.
Kimden geldi sana bu teklif? / Kim istedi bunu?
Ben istedim. Bu çalışmayı kendi keyfim için, yaratma ihtiyacı hissettiğim için yapıyorum.
Bitince ne olacak?
Bilmiyorum. Farklı seçenekler var. Birincisi ve başlangıçta düşündüğüm seçenek, bittiği zaman yeterince CD doldurup, albümle uzaktan yakından ilgisi olmuş kişilere, eşe dosta birer nüsha hatıra veririz, yaptığımız güzel bir iş olarak arşivimizde kalır. Yarın öbür gün koleksiyon parçası olur, heheh.
Ayrıca, bütün müzikler olmasa da bazıları, canlı icra repertuarımıza eklenir, konser parçası olur.
Bir diğer ihtimal de bir yapımcının ilgisini çekmesi tabii ki. Belli olmaz.
16 Ağustos 2007 Perşembe
Şirin' in Çellosu
Güzel geçen bir günün güzel geçen akşamındayız. Geçenlerde nihayet Şirin' in şarkısının çello partisini yazıp Burçak' a yollamıştım. Bugün de bize geldi çalışmaya. Şirin' de çello solosu olduğu için özellikle önemliydi, ona verdiğim notaya da nüans filan yazmamıştım, beraber çalışıp yorumlayalım diye.
Öyle de yaptık. Bu Burçak' la Mehmene için ilk çalışmamız. Çok verimli ve keyif verici bir çalışma oldu. Şartlar gereği genelde bilgisayarla çalışmak zorunda kaldığım için, canlı icranın tadını unutmuşum neredeyse. Oysa vazgeçilmesi öylesine düşünülemeyecek birşey ki canlı müzik yapmak, canlı kayıt almak.
Besteleme aşaması bitti dediğimden beri öyle güzel bir rahatlık, çalışma şevki ve heyecan geldi ki üstüme. Galiba işin en keyifli kısmı bundan sonra başlıyor. Bu arada, partisyonları yazarken fark ettim ki bu albümle beraber bayağı bir canlı icra repertuarı da edinmiş oluyoruz. Pekala bir konser programı olarak düzenlenebilir yarın öbür gün.
Yarın Şirin' in çello kaydını tamamlayacağız bir aksilik olmazsa.