14 Ağustos 2007 Salı
13 Ağustos 2007 Pazartesi
Çeşitli Ruh Halleri
Dün gece, bütün müzikleri sırasıyla koydum Windows Media Player' a. Şimdilik toplamda 45 dakika süren, 12 müzik. Dinliyorum gayet güzel. O da ne! Birden bi tuhaf hallere büründüm. Bu ne ki şimdi, diyorum. Ne biçim müzik bu. Kimin ne işine yarayacak? Ya da bunu farklı kılan ne diğer milyarlarca müzikten? Amanın, bir anda herşey bana bir boş gelsin, bir boş gelsin, bu kadar mı olur.
Yok hayır, hevesimin, isteğimin gitmesi gibi birşey değil. İnsan böyle uzun zaman, bir işin bu kadar içinde olunca bir hedef sapması olabiliyor. Ben bunu niye yapıyordum, başlarken amacım neydi, neye ulaşmaya çalışıyorum gibi soruların cevabı unutulabiliyor. Dün bana da öyle oldu. Bir de bazen müzik yorgunluğu oluyor, insana dinlediği en güzel müzik bile birşey ifade etmiyor. Hele kendi yazdığı, ooo, dünyanın en rezil işi gibi geliyor. Bana da dün gece öyle oldu. Burçak' a söyledim. Kız ürktü yazık.
Neyse, bugün geçti gibi. Amacımı, hedefimi tekrar hatırladım. Neydi yahu? Ya, aslında tabii ki güzel birşey yaratma arzusu, yani yaratıcıyım diyen insanın doğal içgüdüsü. Ama aslında mesele daha çok bir şükran ifadesi. O da bambaşka bir yazı konusu.
Fena değil fena değil. Bazı bazı beğeniyorum yaptığım işi.
Yok hayır, hevesimin, isteğimin gitmesi gibi birşey değil. İnsan böyle uzun zaman, bir işin bu kadar içinde olunca bir hedef sapması olabiliyor. Ben bunu niye yapıyordum, başlarken amacım neydi, neye ulaşmaya çalışıyorum gibi soruların cevabı unutulabiliyor. Dün bana da öyle oldu. Bir de bazen müzik yorgunluğu oluyor, insana dinlediği en güzel müzik bile birşey ifade etmiyor. Hele kendi yazdığı, ooo, dünyanın en rezil işi gibi geliyor. Bana da dün gece öyle oldu. Burçak' a söyledim. Kız ürktü yazık.
Neyse, bugün geçti gibi. Amacımı, hedefimi tekrar hatırladım. Neydi yahu? Ya, aslında tabii ki güzel birşey yaratma arzusu, yani yaratıcıyım diyen insanın doğal içgüdüsü. Ama aslında mesele daha çok bir şükran ifadesi. O da bambaşka bir yazı konusu.
Fena değil fena değil. Bazı bazı beğeniyorum yaptığım işi.
Etiketler:
ferhad ile şirin,
maske,
mehmene,
mehmene banu,
nazım hikmet
9 Ağustos 2007 Perşembe
Kasım' dan Bu Yana
15 Kasım 2006:
"Birkaç gündür yeni bir eğlence buldum kendime. Ferhad ile Şirin' in kayıtlarından parçalar kesiyorum. Müzik yazıp aralarına monte ediyorum. Aslında elimde oyunun tamamı olsa neler yaparım. Gerçi düşünmüyor da değilim. Oyunun kaydına bir şekilde ulaşsam. Tamamını gözden geçirip yeni müzikler yazsam. Bir albüm olsa bu, adı da 'Mehmene.'..."
Geçen sene Kasım ayının ortasında günlüğüme düşmüşüm bu notu. Şimdi çıkarıp burada paylaşmak istememin sebebi ise, bütün bestelerin tamamlanmış olması, yani önemli bir devreyi kapatmış olmamız. Gerçi ben, tamam oldu deyip bırakabilen biri sayılmam pek, muhtemelen düzenleme-kayıt aşamasında daha pek çok şey değişecek. Ama yine de zor bir yolu geride bırakmanın rahatlığı var içimde.
Bazen projeden uzaklaştığım oldu. Üretemediğim, mecburen ya da isteyerek başka şeylere yöneldiğim. Ama sonra, tekrar Mehmene' ye döndüğüm zaman duyduğum heyecandan, hayranlıktan, karakterin ve Sevil Akı' nın yorumunun bende bıraktığı izlerden hiçbir şey kaybetmediğimi gördüm her seferinde.
Şöyle bir geriye gidersek, Mehmene aşkım ortaokul yıllarında başlamış. Muhtemelen on iki yaşındayken. Tanıştığım ilk Mehmene, Ümit Denizer' in yazdığı Ferhat ile Şirin' deki Mehmene Banu' ydu, ki bu oyunda Mehmene Banu bir karakter bile değil, bir kötü kraliçe tipiydi diyebiliriz. Buna rağmen bu karakter bana öylesine cazip gelmiş ki, bütün repliklerini çizmişim fosforlu kalemle.
Nasıl cazip olmasın? Genç, çok genç bir yaşta tahta oturan, bir halkı yönetmenin sorumluluğunu üstlenen genç ve toy bir kızdı karşımdaki. Gençliğini, hayatını istediği gibi yaşama hakkı daha baştan yitirilmişti. Ve bu kızın sultan haliyle bir nakkaşa aşık olması bile acı bir hikaye yaratmaya yetiyordu, bir de nakkaş, sultanın kardeşine aşık oluyordu üstelik... Ortaokul ve lise yıllarım boyunca dönüp dönüp bu karakterle ilgilendim. Hatta lisedeyken, Ferhad ile Şirin hikayesini Mehmene Banu' nun ağzından yazdım.
Güzelliğini feda etme olgusunu hikayeye ekleyen Nazım Hikmet' tir. Bunu eklerken kimlerin kalbini nasıl üzeceğini düşündü mü bilmiyorum, ama bu yorumla beraber Mehmene Banu' un trajedisi üçe katlanmış oluyor. Ben bu hikayeyi, sahnede izleyene kadar duymamıştım. Hoş, beni Mehmene' yle ilgili birşey üretmeye iten, sonradan eklenmiş bu ayrıntıdan çok, oyunun yorumlanışı oldu.
İnanılmaz çekingenliğim sebebiyle oyunun kaydını ancak nisan ayında alabildim. Tam anlamıyla çalışmaya nisan ayında başladım diyebilirim. Aşağı yukarı dört ay oldu desek, bir albümün besteleme aşamasını bitirmek için iyi bir zaman bence.
Daha yapılacak pek çok iş var. Arkadaşlarımı bilmem, ama ben hepsini yapmaya hazırım. Mehmene heyecanı beni terk etmediği sürece!
"Birkaç gündür yeni bir eğlence buldum kendime. Ferhad ile Şirin' in kayıtlarından parçalar kesiyorum. Müzik yazıp aralarına monte ediyorum. Aslında elimde oyunun tamamı olsa neler yaparım. Gerçi düşünmüyor da değilim. Oyunun kaydına bir şekilde ulaşsam. Tamamını gözden geçirip yeni müzikler yazsam. Bir albüm olsa bu, adı da 'Mehmene.'..."
Geçen sene Kasım ayının ortasında günlüğüme düşmüşüm bu notu. Şimdi çıkarıp burada paylaşmak istememin sebebi ise, bütün bestelerin tamamlanmış olması, yani önemli bir devreyi kapatmış olmamız. Gerçi ben, tamam oldu deyip bırakabilen biri sayılmam pek, muhtemelen düzenleme-kayıt aşamasında daha pek çok şey değişecek. Ama yine de zor bir yolu geride bırakmanın rahatlığı var içimde.
Bazen projeden uzaklaştığım oldu. Üretemediğim, mecburen ya da isteyerek başka şeylere yöneldiğim. Ama sonra, tekrar Mehmene' ye döndüğüm zaman duyduğum heyecandan, hayranlıktan, karakterin ve Sevil Akı' nın yorumunun bende bıraktığı izlerden hiçbir şey kaybetmediğimi gördüm her seferinde.
Şöyle bir geriye gidersek, Mehmene aşkım ortaokul yıllarında başlamış. Muhtemelen on iki yaşındayken. Tanıştığım ilk Mehmene, Ümit Denizer' in yazdığı Ferhat ile Şirin' deki Mehmene Banu' ydu, ki bu oyunda Mehmene Banu bir karakter bile değil, bir kötü kraliçe tipiydi diyebiliriz. Buna rağmen bu karakter bana öylesine cazip gelmiş ki, bütün repliklerini çizmişim fosforlu kalemle.
Nasıl cazip olmasın? Genç, çok genç bir yaşta tahta oturan, bir halkı yönetmenin sorumluluğunu üstlenen genç ve toy bir kızdı karşımdaki. Gençliğini, hayatını istediği gibi yaşama hakkı daha baştan yitirilmişti. Ve bu kızın sultan haliyle bir nakkaşa aşık olması bile acı bir hikaye yaratmaya yetiyordu, bir de nakkaş, sultanın kardeşine aşık oluyordu üstelik... Ortaokul ve lise yıllarım boyunca dönüp dönüp bu karakterle ilgilendim. Hatta lisedeyken, Ferhad ile Şirin hikayesini Mehmene Banu' nun ağzından yazdım.
Güzelliğini feda etme olgusunu hikayeye ekleyen Nazım Hikmet' tir. Bunu eklerken kimlerin kalbini nasıl üzeceğini düşündü mü bilmiyorum, ama bu yorumla beraber Mehmene Banu' un trajedisi üçe katlanmış oluyor. Ben bu hikayeyi, sahnede izleyene kadar duymamıştım. Hoş, beni Mehmene' yle ilgili birşey üretmeye iten, sonradan eklenmiş bu ayrıntıdan çok, oyunun yorumlanışı oldu.
İnanılmaz çekingenliğim sebebiyle oyunun kaydını ancak nisan ayında alabildim. Tam anlamıyla çalışmaya nisan ayında başladım diyebilirim. Aşağı yukarı dört ay oldu desek, bir albümün besteleme aşamasını bitirmek için iyi bir zaman bence.
Daha yapılacak pek çok iş var. Arkadaşlarımı bilmem, ama ben hepsini yapmaya hazırım. Mehmene heyecanı beni terk etmediği sürece!
Etiketler:
ferhad ile şirin,
maske,
mehmene,
mehmene banu,
nazım hikmet
6 Ağustos 2007 Pazartesi
Mâh' tan Ferhad' a
Ferhad, fer, hâd, hâdd-i ferim
Ey benim... ey benim.
Sevgilim.
Bak bana, benden öte
bir kadın yüzü gördün mü?
Bu güzellikte.
Bak bana, benden öte
bir kadın kalbi gördün mü
Böylesi kan revan
Böylesi sevmekte.
Işığım, gördüğün
suretimdir benim, onun Şirin yüzünde
Ferhad, hadd- i ferim
Ey benim sevgilim.
Tuttuğun o beyaz güvercin bilekleri
benimdir.
O ılık soluk benden, o benim güzelliğim!
Ey benim
kara kaderim
Çevremdeki herşey sen
Gördüğün herşey benim.
Ey benim... ey benim.
Sevgilim.
Bak bana, benden öte
bir kadın yüzü gördün mü?
Bu güzellikte.
Bak bana, benden öte
bir kadın kalbi gördün mü
Böylesi kan revan
Böylesi sevmekte.
Işığım, gördüğün
suretimdir benim, onun Şirin yüzünde
Ferhad, hadd- i ferim
Ey benim sevgilim.
Tuttuğun o beyaz güvercin bilekleri
benimdir.
O ılık soluk benden, o benim güzelliğim!
Ey benim
kara kaderim
Çevremdeki herşey sen
Gördüğün herşey benim.
Etiketler:
ferhad ile şirin,
maske,
mehmene,
mehmene banu,
nazım hikmet
2 Ağustos 2007 Perşembe
Mehmene Banu' nun Adı
Neden Mehmene Banu' ya " Ay Kız " " Ay Güzeli " gibi isimler veriyorum? Bu benim, yüzde yüz kesinliği olmayan, ama yine de kendimce doğruluğuna inanıp benimsediğim bir araştırmanın sonucu. İşin başında, Mehmene kelimesinin anlamı üzerine epey bir araştırma yaptım. Banu' nun anlamı malum. Gelin, kadın, hanım, sultan vb. anlamları var, yani aslında "Banu" bu kızın adı değil, sıfatı. Hurrem Sultan demek gibi birşey, Mehmene Banu demek.
Peki ya Mehmene? Ferhat ile Şirin, yahut Hüsrev ile Şirin hikayelerinin bazı versiyonlarında adı Mehin diye geçmekte. Sonuçta bizi bir sonuca ulaştırabilecek temel nokta, kelimenin "Meh" kökü, diğer bir deyişle "Mâh." Mâh kelimesinin de "Ay" anlamına geldiğini düşündüğümüz zaman, Mehmene ismi hakkında bir fikre ulaşmış oluyoruz. Tahminimce Mehmene, " Ay Gibi, Ay Benzeri " anlamını taşıyor.
İşte Mehmene' ye bazı bazı " Ay Kız ", " Ay Güzeli " deyişimin, albümün dokuzuncu parçasının " Ay Kız' ın Ninnisi " adını taşımasının sebebi budur.
"Asya, Mezopotamya ve Anadolu' da Ay İmgesi " de apayrı bir makale konusu... :)
Etiketler:
ay,
ferhad ile şirin,
mah,
mâh,
meh,
mehmene,
mehmene banu,
nazım hikmet
Mehmene' nin Güzelliğine Ağıt
" Dadı... Ben hala beğenilebilir miyim? Beni seven, bana sevdalanan olur mu, demiyorum. Ben hala beğenilebilir miyim? "
İkinci perdede, Mehmene Banu bu sözleri söylediğinde, Ferhad ile Şirin saraydan kaçmış, onları yakalamak üzere peşlerine dört yüz atlı salınmış, sarayda onları beklemekte olan Ay Kız kendisiyle ilk ciddi hesaplaşmasını yapmıştır.
"Bileklerim beyaz güvercin yavruları gibi hala... Onları tutabilir, esmer iri ellerinle onları okşayabilir, kırabilirdin Ferhad... "
Nazım Hikmet' in şiirlerinde, mektuplarında ve diğer düz yazılarında da rastladığımız değişmez bir uslup var. Çok sade, çok etkili, her bir duyguyu en insancıl, en olağan, en masum gösteren bir tarz. Mehmene' ye de yazdığı öyle replikler var ki, benim de müziklerimin arasında kullandığım, bütün bir müziğin etkisi o tek cümlede toplanıyor sanki.
Örneğin Öndeyiş' in son cümlesi şudur:
" Bütün iş, sevmesini ne kadar biliyorum, ne kadar bilmiyorum... "
Yine ikinci perdede, Ferhad' la yüz yüze gelmeden önce Şirin' e söylediği bu sözler, aslında bütün bir hikayesini özetleyebilir Mehmene Banu' nun.
Neyse... Biz ilk repliğimize dönelim. Ben hala beğenilebilir miyim?
Albümün onuncu müziği, "Mehmene' nin Güzelliğine Ağıt" ta kullanıyorum bu repliği. Bu kadar sade bir sorunun, bu kadar etkileyici olması bazen inanılmaz geliyor. Yüzünün çirkinleşmesiyle beraber maskeler arkasına hapsedilen, aslında son derece akıllı ve mantıklı biri olarak beğenilmeyi tamamen gözden çıkarmış bir kadının, ne kadını, yirmi yaşında bir genç kızın sorduğu bu soru, bana sorarsanız fazlasıyla kalp kırıcı.
En küçüğünden bir ümit, Ferhad için mi? Hayır, kendi olabilmek için, eskisi gibi kendi olabilmek için!
Albümün üçüncü parçası Mehmene' nin Güzelliğine Gazel. Burada Ay Güzeli adıyla, blogun ilk zamanlarında yazmıştım. Güzelliğine Ağıt da, aynı tema, aynı melodi üzerinden giden bir müzik. Güzelliğini anlatan ezgiyi, bir kere daha, varyasyonlarıyla, çirkinliğini anlatmak için kullanıyorum.
Şu sıralar uğraşım bu. Kendi yazdığıma kendim üzülüyorum. Fenalara geldim hadi bakalım.
İkinci perdede, Mehmene Banu bu sözleri söylediğinde, Ferhad ile Şirin saraydan kaçmış, onları yakalamak üzere peşlerine dört yüz atlı salınmış, sarayda onları beklemekte olan Ay Kız kendisiyle ilk ciddi hesaplaşmasını yapmıştır.
"Bileklerim beyaz güvercin yavruları gibi hala... Onları tutabilir, esmer iri ellerinle onları okşayabilir, kırabilirdin Ferhad... "
Nazım Hikmet' in şiirlerinde, mektuplarında ve diğer düz yazılarında da rastladığımız değişmez bir uslup var. Çok sade, çok etkili, her bir duyguyu en insancıl, en olağan, en masum gösteren bir tarz. Mehmene' ye de yazdığı öyle replikler var ki, benim de müziklerimin arasında kullandığım, bütün bir müziğin etkisi o tek cümlede toplanıyor sanki.
Örneğin Öndeyiş' in son cümlesi şudur:
" Bütün iş, sevmesini ne kadar biliyorum, ne kadar bilmiyorum... "
Yine ikinci perdede, Ferhad' la yüz yüze gelmeden önce Şirin' e söylediği bu sözler, aslında bütün bir hikayesini özetleyebilir Mehmene Banu' nun.
Neyse... Biz ilk repliğimize dönelim. Ben hala beğenilebilir miyim?
Albümün onuncu müziği, "Mehmene' nin Güzelliğine Ağıt" ta kullanıyorum bu repliği. Bu kadar sade bir sorunun, bu kadar etkileyici olması bazen inanılmaz geliyor. Yüzünün çirkinleşmesiyle beraber maskeler arkasına hapsedilen, aslında son derece akıllı ve mantıklı biri olarak beğenilmeyi tamamen gözden çıkarmış bir kadının, ne kadını, yirmi yaşında bir genç kızın sorduğu bu soru, bana sorarsanız fazlasıyla kalp kırıcı.
En küçüğünden bir ümit, Ferhad için mi? Hayır, kendi olabilmek için, eskisi gibi kendi olabilmek için!
Albümün üçüncü parçası Mehmene' nin Güzelliğine Gazel. Burada Ay Güzeli adıyla, blogun ilk zamanlarında yazmıştım. Güzelliğine Ağıt da, aynı tema, aynı melodi üzerinden giden bir müzik. Güzelliğini anlatan ezgiyi, bir kere daha, varyasyonlarıyla, çirkinliğini anlatmak için kullanıyorum.
Şu sıralar uğraşım bu. Kendi yazdığıma kendim üzülüyorum. Fenalara geldim hadi bakalım.
Etiketler:
ağıt,
çirkin,
ferhad,
ferhad ile şirin,
gazel,
genç kız,
güzel,
maske,
mehmene,
mehmene banu,
nazım hikmet,
şirin
31 Temmuz 2007 Salı
Kendime Not
Aklına ilk gelen fikri en mükemmeli sanma.
Yazdıklarını notaya geçir.
Mix yapmayı öğren.
Aklına ilk gelen fikri en mükemmeli sanma.
Farklı sesler aramaktan sıkılma.
Şehvet' i bitir.
Mehmene' nin güzelliğine ağıt yak.
Aklına ilk gelen fikri en mükemmeli sanma.
Aklına ilk gelen fikri en mükemmeli sanma.
Aklına ilk gelen fikri en mükemmeli sanma.
Mikrofon standının aparatı kırıldı, yenisini al.
Aklına ilk gelen fikri en mükemmeli sanma.
Yazdıklarını notaya geçir.
Mix yapmayı öğren.
Aklına ilk gelen fikri en mükemmeli sanma.
Farklı sesler aramaktan sıkılma.
Şehvet' i bitir.
Mehmene' nin güzelliğine ağıt yak.
Aklına ilk gelen fikri en mükemmeli sanma.
Aklına ilk gelen fikri en mükemmeli sanma.
Aklına ilk gelen fikri en mükemmeli sanma.
Mikrofon standının aparatı kırıldı, yenisini al.
Aklına ilk gelen fikri en mükemmeli sanma.
Etiketler:
arzen,
ferhad ile şirin,
maske,
mehmene,
mehmene banu,
nazım hikmet
26 Temmuz 2007 Perşembe
Yayın Hadisesi ve Haberler
Bir ara burada parçalardan örnekler yayınlıyordum ya hani. Bir süredir onları yayınlayamıyorum. Müziklerimi yükleyebileceğim şöyle rahat, ferah bir yer bulur bulmaz tekrar koyarım buraya.
Bu arada galiba Mehmene için bir MySpace sayfası açmaya karar vermek üzereyim.
Şu sıralar Şehvet' i bitirdim bitiricem. Ona hiç canlı kayıt almayacağımız için bitirip arkama atmak arzusundayım.
Ayçiler' in kanununun ses perdesi yırtıldı!!! Neyse şimdi tamir edildi de henüz akort tutmuyor.
Dün Ece geldi akşam, epey bir çalıştık, baştan başladık, gece ikiye kadar ancak Feda' ya gelebildik yani beşinci müziğe. Bugün yine gelecek.
DVD oynatma problemim vardı, Ece' nin bilgisayarında oyuna baktık biraz. Uzun zaman sonra ilk kez izleyince yine yine yine duygulandım fena halde. Üsküdar Musahipzade' de ilk izleyişimi unutmak ne mümkün!
Mehmene' nin aslında bir kınalı kuzucuk olduğuna karar verdim.
Bu arada galiba Mehmene için bir MySpace sayfası açmaya karar vermek üzereyim.
Şu sıralar Şehvet' i bitirdim bitiricem. Ona hiç canlı kayıt almayacağımız için bitirip arkama atmak arzusundayım.
Ayçiler' in kanununun ses perdesi yırtıldı!!! Neyse şimdi tamir edildi de henüz akort tutmuyor.
Dün Ece geldi akşam, epey bir çalıştık, baştan başladık, gece ikiye kadar ancak Feda' ya gelebildik yani beşinci müziğe. Bugün yine gelecek.
DVD oynatma problemim vardı, Ece' nin bilgisayarında oyuna baktık biraz. Uzun zaman sonra ilk kez izleyince yine yine yine duygulandım fena halde. Üsküdar Musahipzade' de ilk izleyişimi unutmak ne mümkün!
Mehmene' nin aslında bir kınalı kuzucuk olduğuna karar verdim.
Etiketler:
arzen,
ferhad ile şirin,
maske,
mehmene,
mehmene banu,
nazım hikmet
İmdat
Biri şu müzikleri benim yerime notaya alabilir mi?
Sayfa başına 10 ytl vericem. Daha fazlası çıkmaz öğrenciyim ben de neticede.
Sayfa başına 10 ytl vericem. Daha fazlası çıkmaz öğrenciyim ben de neticede.
17 Temmuz 2007 Salı
FEDÂ
Fedâ, albümün beşinci parçası ve aslında hikayeyi anlatmaya başlayan ilk parça. Ondan önceki dört müzik, Öndeyiş, Susuz Şehrin Sultanı, Mehmene' nin Güzelliğine Gazel ve Şirin, hepsi tasvir müzikleri. Hikayeye girmeden önceki durumu özetleyen şarkılar. Fedâ' da ise artık hikaye başlamış, birinci düğüm noktasına gelinmiştir hatta, yani Mehmene' ye dayatılan o seçim anına.
Vazgeçilmez varlık sebebi ve kaynağı olan güzelliği mi? Yoksa onun için sevgiyi, şefkati, aileyi ifade eden yegane insan Şirin mi?
Hangisi, hangisi için fedâ edilebilir?
Fedâ' yı çok seviyorum. Çok severek yazdım, adını uzun uzun düşünerek buldum, duygusu ve düşüncesi de beni her zaman etkiliyor. Yazarken dinamik ve biraz tehditkâr olmasını istedim, zira Mehmene Banu' nun güzelliğini kaybetmesi, benim için her zaman çok isyan ettirici bir durum. Hatta ney partisini üfleyip kaydederken içimde hep aynı duygu vardı. " Yapma! Güzelliğini verme! "
Galiba Şirin' den pek haz etmiyorum :)
Fedâ ve fedakârlık kavramları için kim ne diyor peki?
Bunlar ekşi sözlükten:
FEDAKARLIK
niyetinizden bağımsız olarak, konforunuzdan kaybettirip, konumunuza kazandıran kavram.
demode erdem.
insanlaşma adımı.
sevginin tek ölçütü.
Vazgeçilmez varlık sebebi ve kaynağı olan güzelliği mi? Yoksa onun için sevgiyi, şefkati, aileyi ifade eden yegane insan Şirin mi?
Hangisi, hangisi için fedâ edilebilir?
Fedâ' yı çok seviyorum. Çok severek yazdım, adını uzun uzun düşünerek buldum, duygusu ve düşüncesi de beni her zaman etkiliyor. Yazarken dinamik ve biraz tehditkâr olmasını istedim, zira Mehmene Banu' nun güzelliğini kaybetmesi, benim için her zaman çok isyan ettirici bir durum. Hatta ney partisini üfleyip kaydederken içimde hep aynı duygu vardı. " Yapma! Güzelliğini verme! "
Galiba Şirin' den pek haz etmiyorum :)
Fedâ ve fedakârlık kavramları için kim ne diyor peki?
Bunlar ekşi sözlükten:
FEDAKARLIK
niyetinizden bağımsız olarak, konforunuzdan kaybettirip, konumunuza kazandıran kavram.
demode erdem.
insanlaşma adımı.
(eski, 17.12.2004 22:04)
sevginin tek ölçütü.
(sinistra, 04.07.2006 12:07)
kırılan gururu, tüm üzüntüleri, ızdırapları unutup herşeyi affetmek, vazgeçmektir. egoyu tatmin etmek ve hatta intikam almak yerine hayata devam edebilmektir.
edilecek kârı feda etmektir.
edilecek kârı feda etmektir.
(aton karimca, 28.05.2007 14:50)
FEDA
değerli bir şeyi, daha değerli bir şeyi korumak,kurtarmak ya da daha değerli bir şey kazanmak uğruna kaybetmeyi kabullenmek.
(endoplazmikretikulum, 09.12.2001 20:10)
Etiketler:
arzen,
ferhad ile şirin,
maske,
mehmene,
mehmene banu,
nazım hikmet
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)