"Bütün iş, sevmesini ne kadar biliyorum, ne kadar bilmiyorum."

_

12 Kasım 2007 Pazartesi

Mehmene, Züleyha, Huzur

"Duyun beni, geçmiş ve gelecek zamanların bütün hikaye kahramanı kadınları

ve hikaye kahramanı olmayan kadınları.

Bir ben gibisi olmayacak aranızda,

hiçbirinize benzemediğim kadar benzemeyeceksiniz hiçbiriniz bana.

Hepiniz düz yollarda, sakin ve güvenli bir yaşamın kollarındasınız,

bense derin ve karanlık bir kuyunun başındayım.

Fethedilen değil fethe kalkışan olarak kalacak geçmiş ve gelecek zamanlara adım.

Acım acınızdan,

gücüm gücünüzden çünkü çok daha fazla.

aşk benim hakkım.

aşkın, hakkımız olmayanı istemek anlamına geldiğini bildiğimden bu hak ediş

çünkü bu aşk benim yazgım. "



... diyor, Züleyha' nın dilinden Nazan Bekiroğlu, Yusuf ile Züleyha adlı şahane kitabında.

Mehmene' ye çalışırken, Mehmene' nin kendisinden başka bir yerde ilham aramama hemen hemen hiç gerek olmadı. Yalnız Şehvet' i yazarken, bir parça Salome' nin Yedi Tül Dansı' nı inceledim, Carlos Saura' nın filmindeki müzikleri dinledim. Şehvet ve tutku dediniz mi Salome' den ötesi yoktur malumunuz, onun Yahya' ya duyduğu hastalıklı aşkın yanında, Mehmene Banu bir nevi evliya gibidir hatta.

İşte bana sorarsanız, aşk skalasının bir ucunda Salome yer alıyorsa, diğer ucunda Züleyha bulunmaktadır. Züleyha' nın kölesi Yusuf' a duyduğu, toplum tarafından kabul edilmeyen aşkı, onun ruhsal arınma yolculuğunun başlangıcı olacak, onu çileli yollardan geçirerek unutulmaz bir hikayenin arınmış, aydınlanmış kahramanı haline getirecektir.

Benim için esas soru şu: Mehmene arınabildi mi?

Ferhad' a duyduğu imkansız aşk, içinde bulunduğu çaresizlik ve yaşadığı acı, onu bir yolun yolcusu yapabildi mi?

Eğer yapabildiyse, bu beni çok rahatlatır doğrusu.

Aslına bakarsanız, Mehmene Banu, bu oyundaki yegane "sorgulayan" karakterdir. ( Mehmene' nin uzantısı olarak kabul ettiğim Vezir de öyle ) Ferhad, Şirin, Dadı ve diğerleri, başlarına geleni asla sorgulamaz, sadece yaşarlar. Ferhad ile Şirin birbirlerine aşık olurlar, sorgulamazlar. Kaçarlar, yakalanırlar, sorgulamazlar. Ferhad, Şirin' e kavuşabilmek için dağı delmeye yollanır, sebebini hiç sormaz. Şirin onu beklemeye mahkum edilir, isyan etmez, sorgulamaz. Sadece son Demirdağ sahnesinde, fedakarlık ve hak üzerine yaptıkları bir konuşmayla, yine Mehmene Banu' ya ve onun şahsındaki "otorite" ye yönelik bir iki soruları olur, fakat kendilerine dönük bir irdeleme yine yoktur.

Ferhad ile Şirin, kendi kendilerini sorgulamaya asla gerek duymayacak kadar kendinden emin şanslılardır.

Buna karşılık, oyunun ikinci perdesinin yarısından fazla bir süresi boyunca, Mehmene Banu' nun kendiyle yüzleşmesini, duygularını irdelemesini, sürekli sorular sorup cevaplar aramasını izleriz.

Şirin' e güzelliğimi feda ettim diye pişman mıyım?

Dadı, oğlunun isteğiyle bana ihanet ettiği için pişman mı? Ben pişman olmalı mıyım?

Dadı birine, Şirin' in Ferhad' a aşık olduğu gibi aşık olsa, onun uğruna oğlunu bırakır mıydı? Şirin, Ferhad' la peşinden gittiği için haklı mı? ( Mehmene, aslında Şirin' in haklı olduğunu düşünmektedir. )

Sonuçta, Mehmene Banu, Ferhad ile Şirin meselesini kendi içinde çözmeyi başaramayarak Ferhad' ı Demirdağ' a gönderir. İç huzurundan yana hiçbir eksiği olmayan Ferhad' ın, burada hayatının anlamını bulduğunu pek iyi biliyoruz. Şirin ise, bu anlamı hazmetmek konusunda bir parça yetersizdir.

Peki, Mehmene Banu' nun on senenin sonunda Ferhad' a af çıkarmasını, onun bu meseleyi artık çözdüğü, kendi içinde huzur bulduğu yönünde algılayabilir miyiz? Bu hikaye, Mehmene Banu için mutlu sona ulaşmış mıdır?

Ece' nin bir tezi var, Gelen' in, Mehmene Banu' ya köşk şartını bilerek koştuğunu, Mehmene' nin Ferhad' la karşılaşmasını sağlayarak onu bir iç yolculuğa çıkarmayı hedeflediğini söylüyor.

Aynı Yusuf' a aşık olup herşeyini kaybeden, sonra tekrar zirveye yükselen Züleyha gibi.

Mehmene yolculuğunu tamamlayabildi mi?

Hiç yorum yok: